SPOTLIGHT + podcast // İ ME CE

IN-BETWEEN Tasarım Platformu olarak 2016’da başladığımız SPOTLIGHT serisine SPOTLIGHT+podcast ile devam ediyoruz.  SPOTLIGHT, yeni sezonunda değişen dünya dinamiklerine karşı, üretimleriyle pozitif bir tavır geliştiren genç jenerasyona odaklanıyor ve bu sezon podcast kanalı ile erişimini genişletiyor.

SPOTLIGHT+podcast kapsamında dördüncü konuğumuz bir sanat deneyi olan İ ME CE organizasyonu. İ ME CE, sanat üretimi ve bu üretime alan oluşturma pratiklerinde hiyerarşilerin kalktığı, gönüllülük ve aidiyet değerlerinin ön plana çıktığı bir ekosistem yaratıyor. Geçtiğimiz sene, Hub İstanbul isimli bir mekanı, 40 sanatçının bir araya gelerek, birbirlerinin üretimine yardım ettiği ve bu etkileşimden yeni işler ürettiği açık bir alana dönüştürdüler.

Bugün İ ME CE ekibiyle beraberiz. Yanımda Esra, Efe ve Mina var. Önce biraz sizi tanıyalım.
Esra: Merhaba ben Esra Önel. Yanımda Efe Göle ve Mina Gürsel Tabanlıoğlu var. Biz farklı insanların bir araya gelip alternatif bir oluşumda nasıl bir şey ortaya çıkarabileceklerini merak ettiğimiz için bir araya gelmiş ve bu konuda çalışmalar yapan bir ekibiz.

İ ME CE ismi nereden geliyor? İ ME CE organizasyonunda farklı ölçeklerde ve içeriklerde işler üreten sanatçıları bir araya getiriyorsunuz. Bu fikir nasıl oluştu?
Mina:
Efe ve Esra önceden tanışıyordu. Biz de Efe ile tanışıyorduk ve üçümüz bir gün Cihangir’de hep beraber kahvaltı ettikten sonra anlık bir karar ile ofise kapandık ve yaklaşık 7 saat ne yapabileceğimizi tartıştık ve bu fikri ortaya çıkardık. Bu fikir çok ham haliyle o gün oluştu ve sonrasında insanlarla konuşarak, farklı kurumlarla iletişime geçerek, var olan projeleri araştırarak şu anki haline evrildi ve hala da evriliyor.

Efe: Asıl üçümüzü de bir araya getiren şey farklı insanların bir araya gelmesinden oluşan güç ve ortaya çıkarabilecekleri şeyler. İ ME CE’de zaten buradan geliyor. Anadolu kültüründe imece usulü iş çokça kullanılır: hep beraber bir ev yapmak, yol yapmak veya insiyatif alarak bir işi bitirmek. Biz de bu terimi kullanarak yola çıktık ve sonrasında da İ ME CE’ye dönüştü.
Esra: Aynı zamanda İ ME CE üzerine araştırma yaptık. Ve şunu farkettik; imece kırsal alanda her zaman orada yaşayan insanların özlemle beklediği ve iple çektiği hem eğlenceli hem de iş bitirici bir eylem. Biz de çalışma usulümüzü buna göre belirledik. Herkes insiyatif alsın çalışırken, stresten uzak aynı zamanda yaratıcılıkla birlikte gelen zevki de tadabilelim ve bir arada kolektif bir iş yapabilelim istedik.


IMG_0957.jpg


Amacınız burada 40 tane sanatçıyı bir araya getirip kolektif bir süreç elde etmek mi? Bu işi başlatmadan önce, süreci tasarlarken, kaç ay geçirdiniz ve bu süreçte neler oldu?
Esra:
İlk bir araya gelişimiz 9 Ekim 2019’daki bahsettiğimiz kahvaltı.
Efe: Biz bu mekana girmeden önce bir aylık bir proje geliştirme süreci vardı. Bu süreç içerisinde kendi adımızı, nasıl yol alacağımızı, hangi sanatçılara ulaşacağımızı ve imeceyi sanatla nasıl birleştirebileceğimizi planladık. Sonrasında da mekana giriş yaptık. Aslında her şey çok hızlı gelişti bu iki buçuk ay içerisinde.

Esra: Bu bir aylık süreçte fikrimizi sadeleştirmek ve bir başka insana bu fikri anlatabilmek üzerine çalıştık.

Fikrinizi dördüncü bir kişiye anlatmak için neler yaptınız?
Mina
: Herkese anlattık. Bu süreçte karşımıza çıkan insanlara borçluyuz.

Esra: Rastgele biriyle tanışıp, “Ee siz ne yapıyorsunuz?” dendiğinde bir anda birbirimize bakıp en sade biçimde nasıl anlatabiliriz diye düşünüp başlıyorduk konuşmaya. Bu bir ay içinde proje kulağa daha iyi gelir oldu.
Pratik yaparak daha iyi anlatmaya başladınız kendi fikrinizi. Süreçte gün gün kayıt tuttuğunuzdan bahsetmiştiniz. Bu kayıtların içinden bir kaç örnek verir misiniz? En çok aklınızda kalan an nedir?
Mina:
Gümüş küvet hikayemizi anlatabiliriz.
Esra: Biz bu binaya ilk geldiğimiz gün, etrafı gezerken yukarıda bir tiyatro kulisine girdik ve üçümüz de aynı anda köşede duran gümüş küvete bakmaya başladık. Bizim olmalı, bununla bir şey yapmalıyız dedik. Bir ay boyunca bu gümüş küvet aklımızdaydı. Yapacağımız ısınma partisinde, ilk organizasyonda onun bir yeri olucaktı. Ama ne yönetimle ne de tiyatroyla bu konuyu bir daha konuşmadık. Çünkü o gün izin almıştık ödünç almak için ve onlar da tamam diyince çok güvendik.

IMG_1985.jpg


Mina: O kadar güvendik ki, ısınma partisinin davetiyesinde “içkilerinizi gümüş küvete koyun” diye bir cümle var.
Esra: Konsept gümüş küvet üzerine odaklanmıştı. Isınma partisi güne geldi çattı. 3 saat kalmıştı açılışa. Gümüş küvet zaten yukarıda hemen kaldırıp getireceğiz diye düşünüyorduk. Sonra farkettik ki bu küvet Tiyatro Pera’da geçici olarak prova yapan Rus tiyatroculara aitmiş. Kendileri üretmişler bu küveti ve paylaşmak istemiyorlarmış. Bir kriz anı yaşadık.
Mina: Bir yandan yeni aramıza katılacak 3 sanatçıya mekan gezdiriliyor, yeni 2 asistan ekibe dahil oluyor. Akşam da parti var diye konuşuluyor, muşambalar asılıyor, yangın söndürücüler yerleştiriliyor... Bir yandan da beş kişi bir masanın etrafında oturmuş kağıttan gemi katlarken internetten bulduğu banyo duşakabin depolarını arıyor.
Esra: Birisi sahibinden’de tam istediğimiz gibi ayaklı bir küvet buldu. Hemen sipariş edelim, neredeymiş dedik. Küvet Ankara’daymış.

Siz o gün kendi gümüş küvetinizi yaptınız o zaman.
Esra:
Evet biz kendi küvetimizi yapmak durumunda kaldık. Sürekli hepimiz birilerini arıyorduk, en sonunda Çukurcuma’da istediğimiz gibi bir küvet olduğunu öğrendik.
Mina: Henüz gümüş rengi değildi bu arada, normal ayaklı bir küvetti.
Esra: Çukurcuma’da küvetin olduğunu öğrenince apar topar bir nakliyeci bulundu. Bir yandan da küveti nasıl gümüş rengi yaparız diye konuşuyorduk. O gün ekibimize katılan Damla, daha önce bienal kurulumunda çalışmış, o kadar iyi biliyor ki materyalleri… Yanımıza gelip sadece şunu sordu: “ Mat bir görüntü mü istiyorsunuz, parlak mı?” Tam olarak kaç kutu sprey boya gerektiğini, markasını, kodunu bize söyledi. İki kişi hemen gidip boyaları aldı ve giriş kapısının önünde küvet boyandı.

Açılış akşamınızda sanatçı ekibiniz belli miydi? Bir açık çağrı yapmıştınız. Hem sizin ulaştığınız hem de açık çağrı ile size ulaşanlar oldu. Elemeyi nasıl yaptınız?
Mina:
Açık çağrı yaptık ve portfolyo istedik herkesten. Belirli bir çizgisi olduğunu düşündüğümüz, yaptığı işi iyi araştırdığını hissettiğimiz insanlarla görüşmeler yaptık. Görüşmeleri yüz yüze yaptık. Bu bizim için çok önemliydi çünkü hakikaten sergileme sürecinden bile uzun süren bir atölye sürecimiz mevcut. Bu sırada bir sürü farklı insanın bir arada olması bize çok sağlıklı geldiği için hep bu yönelimde düşündük. Spesifik kriterlerimiz yoktu. Sanatsal çalışma içindeki farklı alanları dengelemeye, performatif, plastik, tiyatral dengeyi kurmaya ve farklı insanları bir araya getirmeye çalıştık.
Esra: Yüz yüze görüşmek karşımızdaki kişinin heyecanını anlamak için de önemliydi. Bu çalışma usulüne ne kadar adapte olabilecekleri bizim için önemliydi.
Efe: Ayrıca sanatçılarla yüz yüze konuştuktan sonra her sanatçıyla teker teker mekanın boş halini gezdik ve onlarla hayal kurduk. Neler yapabileceklerini konuştuk. Mekanın neresine ilgi duyduklarını ve nasıl kullanmak istediklerini sorduk. Bir amacımız da mekanı “kanvas” gibi kullanmaktı. Her sanatçıyı yüz yüze görüşüp mekanı gezdirdikten sonra seçtik.

Alışılmışın dışında bir mekan kullanımınız var. Burası nasıl bir yerdi, nasıl bir yere dönüştü?
Efe:
Mekan içerisinde bizi en fazla etkileyen şey farklı elemanların bir arada olmasıydı. Bu mekan içerisindeki asma katlar, altı metre yüksekliğinde tavan aralıkları, basık tavanlı ve karanlık depo bölümü bize çok fazla imkan tanıyordu. Bu mekanı ilk gördüğümüzde burası olmasını istedik. Mekandaki çeşitlilik farklı sanatçıların burada var olmasına sebep oldu. Sanatçıların bu çeşitli özellikleri olan mekanı bir “tuval” olarak kullanmalarını istedik. Süreçlerinin ve eserlerinin mekanla birleşmesini istedik. Burası “Hub İstanbul” adında yeni bir işletme. Bir süreliğine bu mekanın kullanılmayacağını duyduk ve bu sırada da İ ME CE’yi burada yapmak için başvurduk ve kabul ettiler, sponsor oldular.
Esra: Plazaların geçiş yolunda olduğu için sürekli temizliği, bakımı, tesisat çalışması devam eden bir alan burası. Bu da bize çok konforlu bir çalışma alanı sağladı.

Mekandaki öğelerin sizin ve sanatçıların süreçlerine ne gibi etkileri oldu?
Esra: Daha önce yapmak isteyip alan bulamadıkları için fikirlerini gerçekleştiremeyen çok fazla sanatçı vardı. Bu çok büyük bir avantaj oldu onlar için. Hep hayal edip çeşitli imkansızlıklar yüzünden, alan gibi, yapamadıkları eserleri burada yaptılar. Bu bizim için çok önemli gerçekten. Onlara alan tanımış olduk.
Mina: Bir uzlaşma noktası oldu. Her sanatçının çok farklı tarzı var. Aynı alan içinde bir şekilde harmoni yakalamaya çalıştılar. Neyin birbiri içine geçip neyin geçemeyeceğini görmek ve bunun üzerine düşünmek için bir fırsat oluştu. Özellikle son haftalarda, projeler belli olunca ve boyutlar ortaya çıktığında çözüm üretmek ve fikir almak çok önemliydi. Bize danışan sanatçıların birbirileri ile paylaşmasını ve fikir alışverişi yapmasını sağladık. Herkes birbiri ile konuşa konuşa bir iş çıkardı.
Esra: Birlikte çalıştığımız sanatçılardan sadece ortak ve açık bir atölyede çalışmalarını istedik. Aralarında ne kadar paylaşım yapacaklarını, alan, malzeme, fikir gibi, bilmiyorduk ve tanımlamadık. Ve şunu gözlemlediğimi söyleyebilirim ki; açılış gecesinden bir saat önce her sanatçı birbirine yardım ediyordu.

Sizin aranızdaki iş bölümü nasıl gerçekleşiyor? Asistan ekibinizle iletişimi nasıl sağlıyorsunuz?
Esra:
Biz üç kişi başladık ama süreç içinde asistan ekibinin sayısı arttı. Önce bir açık çağrı yaptık. Bize katılan kişiler kendi arkadaşlarını da davet ettiler. Bir gün bir malzeme sıkıntısı yaşamıştık ve o gün hep birlikte bir toplantı yaptık. Bu toplantıda asistan ekibin içerisinde malzeme tedariği ile ilgilenen grubun bizden bağımsız olması gerektiğine karar verdik. Kendileri karar vermeli, insiyatif almalı ve bazen fiyat-performans değerlendirmesini yapmalılar diye düşündük. Çünkü üç kişi olarak sürekli birilerini yönlendirmek istemiyorduk. İçeride hiç bir zaman hiyerarşi olmadı ve tamamen gönüllü yürüyen bir süreç oldu. Asistanların sanatçılara olan yardımları tamamen aralarında kurdukları kişisel bağdan ve iletişimden kaynaklıydı. Herkes sonunda arkadaş oldu.
Mina: Bir noktadan sonra bu iletişim sözsüz bir iletişime de döndü. Kimse bir şeyin eksik olduğunu söylemeden, asistan ekip eksikleri görüp sanatçılara malzeme getirmeye ve onlara yardım etmeye başladı. Özellikle açılıştan sonra farkettik kii herkes ruhsal olarak da bu işin içinde ve çok benimsedi. Aidiyet, mekandan öte, insan topluluğunda olan bir şey. Hepimiz için böyle.
Esra: Son bir buçuk aydır sadece birbirimizi görüyoruz. Bir kaç haftadan sonra herkes kendi dinamiğini yakaladı ve bu bir ekosisteme dönüştü. Herkesin yetkin olduğu özellikler ortaya çıkmaya başladı.

Kaç kişilik bir asistan grubunuz var?
Esra:
Bizimler beraber 15 kişi.

Sizin İ ME CE’deki rolünüzden bahsedersek ne söylersiniz?
Mina:
Henüz kendimize bir rol biçemedik. Gerekli olmadı. Bir şekilde ekipteki herkes her şeyi yaptı. Biz sadece bir araya geldik, bir fikir ortaya attık ve insanlar bunu yakaladı, benimsedi ve böylece devam ettik. Hiç birimiz spesifik bir konuda uzman değiliz. Fikirler beraber gelişiyor.
Esra: Bu yüzden de görev dağılımı çok organik gerçekleşti. Bir yandan da kimse tek başına karar almadı. En azından bir kişiye sormak alışkanlık oldu.

Üçünüz aranızda nasıl karar alıyorsunuz? Birbirinize kritik veriyor musunuz?
Mina:
Kavga da ediyoruz, eğleniyoruz da, birbirimizle dalga da geçiyoruz. Arkadaş olarak da çok yakınız. Genel olarak bir şekilde hep uzlaşmaya gidiyoruz. Üç kişinin ikisi bir fikri beğeniyor biri beğenmiyorsa, ki bunu denedik, o beğenmeyen bir kişinin fikrini hiçe saymaya değmez diyoruz.
Esra: Arkadaşlığımızı ve yaptığımız işi ayırmadık birbirinden. O yüzden bu kadar samimi ve aidiyet hissinin yoğun olduğu bir ortam burası bence.
Mina: Şunu da yapıyoruz; bir konu tartışılırken birimiz durup beni ikna edin diyor. Fikirlere hepimiz çok açığız, ama hiç bir fikrin altının boş kalmasını istemiyoruz. Bunu yaptıktan sonra fikri ortaya atan kişi fikrini savunuyor, nedenlerini anlatmaya başlıyor ve biz de bu konuda harekete geçiyoruz.

Fikirlerinizi birbirinize kabul ettirmeniz kadar sponsorlara kabul ettirmeniz de önemliydi. 40 kişilik bir sanatçı ekibi, 15 kişilik bir asistan ekibi var. Bu süreçte sponsora ihtiyacınız oldu. Onlara fikrinizi nasıl kabul ettirdiniz
Esra:
Bu kişilerle, kurumlarla tamamen projeyi yazıya döküp, sunumlaştırıp, açıklayabileceğimiz hale getirdiğimizde iletişime geçtik. Elle tutulur olması ve güven vermesi gerekiyordu.

Kaç tane sponsorunuz var?
Efe:
Kabaca 15 tane sponsorumuz var.

Her hafta bu mekanda konuşmalar düzenlediniz ve belirli temalara odaklandınız. Bu temalardan bazıları “ham”, “çiğ”, “birey ve bir başkası”, “hedonizm ve yaracılık” idi. Bu temaların sizin için anlamları ne?
Mina
: Bu temaları bünyemizde olan bir sanatçı grubu oluşturdu. Biz de içeriğini ve organizasyonunu yaptık. Her söyleşi o haftanın özet konuşmasıydı. O hafta neler olduğunu konuştuk. “Ham” ile başladık. Malzemede ham nedir, nasıl kullanılabilir, işlenmeli mi gibi konuları konuştuk. Bunu süreçle olabildiğince paralel tutmaya çalıştık.
Efe: Bütün bu temaların sanatçının kendi yaratma süreçlerine de dahil olduğunu düşünüyoruz.

Konuşmalarda moderatör var mıydı?
Mina: Hem vardı hem yoktu. Önceden belirliyorduk akışı. Fakat herkes eşit derecede moderatördü ve konuşmacıydı. “Rahat sohbet” adı altında gerçekleştiği için herkes söz alıyor, konuşuyordu. Olabildiğince az müdahale ederek yürüttük bunu. Biraz daha kendi kendine evrilmesine ve kendi yoluna gitmesine izin verdik.
Esra: İlk söyleşide sadece bir soru sorulmuştu. Normalde bir söyleşide belli olan sorular vardır. Moderatör bu soruları tek tek yöneltir. O gece konu o kadar derin tartışıldı ki tek bir soru tüm gecemizi aldı.

Neydi o soru?
Esra:
Ham nedir? (Gülüyor)

Bu konuşmalarda sanatçılar birbirilerine kritik veriyorlar mıydı?
Mina:
Geçmişteki işlerini, kendi bakışlarını ve kişisel hayatlarıyla bağlantılarını konuşuyorduk. “Çiğ” de çok farklı anlamlarda ele alınmıştı.
Esra: Her kelimenin deneyim bazında çağrışımı farklı olabiliyor. Aslında aynı anlama geldiğini düşündüğümüz iki kelime, ham ve çiğ, birbirinden çok farklı.

Aralık ayında yaptığımız konuşmadan bugüne İ ME CE neler yaptı ve bugünden sonra planlarınız neler?
Ocak itibariyle yurtiçi ve yurtdışı birçok proje üzerine üzerine düşündük, çalıştık. Ne yazık ki aşama kaydetmiş olsak da karantina nedeniyle bu projeleri ertelemek durumunda kaldık. Zamanı gelince paylaşmak için heyecan duyuyoruz. En yakın zamanda gerçekleşecek bir sergi söz konusu. I ME CE’de bir arada olduğumuz sonrasında da birlikte çalışmaktan çok memnun olduğumuz Lütfullah Genç solo sergisinde hazırlanıyor. Hayatlarımız normale döner dönmez kaldığımız yerden devam edeceğiz.

Editör: Özge Adanır
Podcast&Video Edit: Şahin Paksoy